Işık Beden ve Biofoton Salınımı

Light_Symphonia_17_by_love1008

Rus Fizikçi Alexander Gurwitsch, 1933 yılında, soğan bitkisi üzerinde yaptığı deneylerde hücrelerin ışık yaydığını modern tarihte ilk kez tespit etti. Fakat, o günkü bilim anlayışı içerisinde bu durum kabul görmedi. 1970 yılına gelindiğinde, Alman Fizikçi Prof. Dr. Fritz-Albert Popp, kesin ve bilimsel olarak labaratuar ortamında canlı hücrelerin ışık yaydığını ve ışık aracılığı ile iletişim kurduklarını kanıtladı. Ortadoks bilimi için kabul edilmesi imkansıza yakın olan bu bilgilerin, labaratuar ortamında net bir şekilde bilimsel olarak ispat edilmesi, bilim dünyasında deprem etkisi yaratmaya yeterli oldu.

Aslında bizler, sadece atomlardan ve moleküllerden oluşan varlıklar değiliz. Aynı zamanda ışıktan da oluşuyoruz. Yaşayan tüm canlıların (insanlar, hayvanlar, bitkiler) hücreleri (zayıf elektromanyetik dalga) ışık yaymaktadırlar. Yayılan bu ışığa da, biyoloji ve foton kelimelerinin birleşmesinden biofoton denmektedir.

Hücreler sadece ışık yaymakla kalmıyorlar, aynı zamanda birbirleri ile de ışık aracılığı ile iletişim kuruyorlar. Yani benenimizi, ışık sinyallerinden oluşmuş bir sinyal ağı gibi düşünebiliriz. Nasıl ki evlerimizde ya da iş yerlerimizde, bir modem (sinyal kaynağı) ve modemin etki ettiği bir alan var. Vücudumuzda da her bir hücreyi bir modeme benzetebiliriz. Ve tüm modemlerden (hücrelerden) yayılan ışık (sinyal) da vücudumuzda bir ağ oluşturmaktadır. Teknik ve bilimsel olarak bu ağ bir ışık ağıdır. Eğer gözlerimiz, görsel spektrumun alt kademelerini de görebiliyor olsaydı bu ağı rahatlıkla görebilirdik. Ama gözlerimiz bu ağı göremese de, foton ölçer cihazlarla bu ışık çok rahatlıkla ölçülebilmektedir.

13007102_1722822708005054_1875611675668614360_n

 

İnsan vücudu ve ışık beden, kadim mısır medeniyeti tarafından bilinen bir gerçekti. Mısır medeniyeti, insan vücudunun ışık bedenden oluştuğunu biliyordu. Geç de olsa, zor da olsa modern toplumun bu gerçeği bilimsel olarak teyid etmesi biyolojinin, insan sağlığının ve enerji bedenin anlaşılmasına şüphesiz katkıda bulunmuştur. Teknik ve bilimsel olarak hepimizin enerji varlıkları olduğumuzu da burada hatırlatmakta fayda görüyorum. Zira Einstein bu durumu meşhur E=MC² formülü ile açıklamıştır.

Işığın bir enerji formu olduğunu biliyoruz. Madde de, enerjinin lokalize olmuş halidir. Başka bir deyişle enerjinin maddeleşmiş bir halidir. Enerjinin nasıl madde haline dönüştüğü, fraktal alan bilimi kapsamında anlaşılmaktadır (okumak için tıklayın).

Biofoton salınım mekanizmasını incelediğimizde, hücrelerin çalışma sistemlerine bakmamız gerekir. Normalde her bir canlı hücre içerisinde saniyede 100,000 tane kimyasal reaksiyon gerçekleşmektedir. Her bir kimyasal reaksiyonun farklı bir niteliği ve taşıdığı bir bilgi vardır. Hücre içerisinde gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar ne kadar güçlü ve sağlıklı olursa, hücreden yayılan ışık da bir o kadar güçlü ve tutarlı olmaktadır. Kimyasal reaksiyonlar eğer güçsüz olur ise, hücrenin yaydığı ışık da güçsüz ve tutarsız olmaktadır (kanser hücrelerinde olduğu gibi). Yayılan ışığın kalitesi, hücrelerin birbirleri ile iletişimi sonucu birbirlerini de etkilemektedir. Bu etkileşim ışık aracılığı ile olduğu için, anında (ışık hızında) etki etmektedir.

thumbnail_488827_400x320Prof. Dr. Fritz-Albert Popp, 1970’de, canlı hücrelerin ışık yaydığını ve ışık aracılığı ile iletişim kurduklarını ispat ettikten sonra, bir dizi çalışma ile hücrelerin yaydıkları ışığın hangi koşullarda kalitesinin değişime uğradığını araştırmaya başladı. Bu süreçte birçok araştırmacı, farklı yollarla, dışarıdan etki etmek suretiyle, hücrelerin yaydıkları ışığın kalitesini değiştirmeyi başardılar.

1977 yılında, Alman Fizikçi Dr. Franz Morell, sağlıklı elektromanyetik sinyali, sağlıksız (hastalıklı) sinyalden ayıran elektrik filtresini geliştirdi. Bu süreçle beraber biofeedback ve biorezonans çalışmaları gelişmeye başladı.

Johan-Boswinkel2000’li yıllarda, Dr. Johan Bozwinkel, fiber-optik teknolojisinin erişilebilirliği ile beraber biofoton terapi cihazları arasında devrimsel bir ivme yarattı. Geliştirdiği Biyontoloji (Biontology®) yaklaşımıyla kişinin kendi vücudundan yayılan ışığı kullanarak ve harmonize ederek hücrelerin ışık salınımını güçlendirmeyi başardı (detay için tıklayın). Diğer çalışmalardan farkı, bunu yaparken elektrik ya da bakır kablo ve aparatlar kullanmak yerine direk ışık aracılığı ile (fiber-optik kablolar ve kuvarz kristal) bu bilgi transferini yapmayı başarmıştır.

Fiberoptikler, silika ve plastikten üretilen çok ince, esnek ve transparan maddelerdir.Saç teli kadar ince olabilen fiberler, uçları birbirlerine bağlandığında, uzun mesafeler arasındaki ışık sinyallerini bir uçtan diğerine kolaylıkla taşıyabilirler.

fiber_optics_720 smallTel kablolardan farklı olarak fiberoptikler, uzun mesafeli veri transferleri YÜKSEK BANT GENİŞLİĞİNDE gerçekleştirebilmekteler. Yani çok daha geniş frekans aralığındaki bilgiyi taşıyabilmektedirler. Fiberoptiklerin metal kablolara tercih edilmesinin diğer sebepleri; sinyallerin çok DAHA AZ KAYIP ile transfer edilmesi ve ELEKTROMANYETİK ENGELERDEN ETKİLENMEMESİDİR.

only handsFiber-optiklerin sağlık alanında, biofoton salınımını güçlendirmede kullanılması, ışık teknolojisinin hedeflediği bilgi mekanizmasının kapsadığı çok yüksek frekans barındıran oktavları da etkiler. Bu sayede güçlü bir biofoton terapisinin etkileri, sübtil seviyelerden fiziksel seviyelere kadar harmonizasyon yapar.

meditation-for-anxiety

Vücudumuzdaki biofotonların kalitesini farklı şekillerde de güçlendirmek mümkündür. Bunlardan bazılarına örnek vermek gerekirse, doğru beslenmek (endüstriyel olmayan ve organik olan), temiz hava solumak, doğa ile temas etmek (grounding), meditasyon yapmak bunlardan bazılarıdır.

Düşüncelerimiz, hormonel sistemimizi, sağlığımızı ve dolayısıyla ışık salınımımızı doğrudan etkilemektedir. Tabiki düşüncelerimizde ve hareketlerimizde ne kadar tutarlı ve disiplinli olursak, ışık salınımımızı güçlendirmede de o derece etkili oluruz.

Her geçen gün, biliminsanları, ışık ve biyoloji arasında yeni bağlantılar keşfetmekteler. İnsan bilinci de bunlara bir örnek. Biliminsanları, bilincimizin doğrudan biofotonlar ile olan bağlantısına işaret eden bir keşifte bulundular. (okumak için tıklayın). Ayrıca DNA’mız da biofotonları, hem bilgiyi saklamak için hem de iletişim kurmak için kullanmaktadır.

efrBirleşmiş Milletler, 2015 yılını Uluslararası Işık ve Işık Temelli Teknolojiler Yılı olarak ilan etmişti. Çünkü ışık, teknolojinin artık en ileri halidir. Evinizde kullandığınız inernet bile artık son teknolojide, fiberoptik kablolarla yani ışık aracılığı ile size ulaşmaktadır.

 

Evrende her şeyin bir enerjiden kaynaklandığını düşünecek olursak, kendi sağlığımızı da güçlendirmek için enerji seviyesinden hareket etmenin daha az efor ile daha çok başarı sağlayacağı kanısındayım. Enerjinin en saf hali olan tutarlı ışığın önemi bu sebeple daha da belirginleşmektedir.

GozlemciOdaklandığımız konulara da aynı hassasiyet ile dikkat etmemiz gerekmektedir. Çünkü beyin bir infrared (kızılötesi ışın) üreticisidir. Phil Callahan bunu ölçümledi. Enerji her zaman gidebileceği en mükemmel baskı alanını takip eder. Kendi enerjimiz de odaklandığımız konulara gitmektedir. Çünkü odaklandığımız alanlarda baskı alanı oluşturmuş oluruz. Uygun baskı alanları da mükemmel enerji dağılımını tetikledikleri için nereye odaklanırsak o alanı canlandırırız. Bu sebeple ışığımızı da (enerjimizi) boşa harcamamaya dikkat etmeliyiz.

Biofotonlar, şüphesiz modern dünyanın en önemli keşiflerinden biridir. Biofotonlar ile ilgili bu güne kadar keşfedilen bilgilerin, gelecekte keşfedeceğimiz potansiyel bilgilere oranının %10 civarında olduğunu çok rahatlıkla öngörebileceğimizi düşünüyorum. Bu %10’luk seviyede bile, bu bilimin ve geliştirilen sağlık teknolojilerinin insan sağlığı üzerindeki faydaları düşünülecek olursa, gelecekte tam potansiyelli bir biofoton teknolojisinin faydalarını hayal etmemizin kolay olmayacağını düşünüyorum.

Biofoton Terapisi Biontology® ile ilgili:

Biofoton Terapisi ve Kanser ile ilgili bir video:

Dr. Gerald Pollack, hücrelerin enerjilerini biofotonlardan (ışıktan) nasıl aldığını anlatıyor: